Güzel Kaçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güzel Kaçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2025 Cumartesi

Güzel Kaçak / Final Sonrası Şebnem'den Okurlara Veda (Yazan : NK)

Güzel Kaçak / Final Sonrası Şebnem'den Okurlara Veda 

 Merhaba ben Şebnem!

"Dın dın dın... dırı dırı dınıın" diyerek şarkıya etkili bir giriş yapmayacağım korkmayın.

Sadece bendeniz nam-ı diğer "Güzel Kaçak" diyeceğim.

Bu ismi hak etmek için neler yaşadığıma bizzat şahit oldunuz.

Bu yüzden o tatsız zamanları yeniden hatırlamaya hiç ama hiç gerek yok.

Tek diyebileceğim şey ablam dışında hiçbir Çetiner ile bağlantım kalmadı.

Ailem beni tamamen sildi ve bunca yıla rağmen hâlâ bir araya gelebilmiş değiliz.

Bunun için senin özel bir çaban oldu mu derseniz eğer hayır olmadı.

Sanırım hatalarını anlamalarını ve biz yanıldık demelerini bekliyorum.


Her neyse...

Şükürler olsun ki artık soyadım Çetiner değil.

22 yıl önce...

Evet evet yanlış duymadınız tam "22 yıl" önce sizlerin de şahitlik ettiği gibi Kerem ile evlenip onun soyadını alarak resmi kayıtlarca Şebnem Günsürlüğe terfi ettim.

Kerem'e büyük bir destek alkışı istiyorum çünkü benim gibi kaçık bir kadına rağmen bunca zamandır hâlâ kalbi bir kere bile olsun teklemedi.

Sanırım benim ona onun da bana karşı hissettiği aşk kalbini her daim genç tutup onu koruyor.

Bir nevi Kerem'in dil altı hapı gibiyim yani.

Bu arada artık sadece iki kişi de değiliz.

Cem adında bir oğlumuz Deniz ve Defne adlarında da dünyalar güzeli ikiz kızlarımız var.

Kızlar aynı ben oğlan da aynı babası.

Cem ve Deniz ile birlik olup Kerem'i çokça çıldırtmışlığımız vardır.

Üçümüzü bir arada görünce yine başıma ne iş açacaklar diye düşünüp adeta kaçacak delik arıyor.

Onlar da benim gençliğim gibi biraz ele avuca sığmaz çocuklar.

Ama Defne'miz babasına toz kondurmaz.

Ne muzurluk yapacaksak ondan gizli yapıyoruz çünkü illa gidip babasına yetiştiriyor.

Duymasın ama Kerem'in ev içindeki gizli muhbiri de o.

Benden kaçar mı? Kaçmaz!

Ama bilmiyormuşum gibi yapıyorum.

Böylece daha çabuk tongaya düşüyorlar.


Kerem baba olacağını ilk öğrendiğinde öyle büyük bir mutluluk yaşadı ki anlatamam.

Hatta bebeğimizi ultrasonda her görüşümüzde gözleri doluyor sonra da bana hissettirmemeye çalışarak gözlerindeki yaşı akmadan önce siliyordu.

Bu kadar duygusal olduğunu bilmiyordum doğrusu.

Onu bu kadar mutlu edebildiğim için çok seviniyorum çünkü o da beni çok mutlu ediyor.

Sen de benim iyikimsin Kerem Günsür.

Seni çok ama çok seviyorum Gamzeli Adamım!


Onunla ilk tanıştığımda asla bu noktaya gelebileceğimizi düşünmemiştim.

Zor da olsa bir aile kurmayı ve o aileyi de birlikle beraberlikle idame ettirmeyi başardık.

Etrafımızda bize destek olacak bir sürü güzel insan olması da ayrı bir şanstı tabii.

Bizim hemen ardımızdan Aslı ile Ümit de evlendi ve ailemiz onların çocuklarının da katılımıyla koskocaman oldu.


Hmm... Kötü haberlerimde yok değil.

Bu süre içinde Hasan babamızı ve Mukaddes teyzemizi maalesef kaybettik.

Tek tesellimiz yaşadıkları süre boyunca aileleriyle çok güzel zamanlar geçirip torunlarıyla da o güzellikleri taçlandırabilmeleri oldu.

Zor zamanlardı ama biz her zaman olduğu gibi birbirimize kenetlenip bir nebzede olsa üstesinden gelmeyi başardık.

İkisi de nur içinde yatsın. Dualarımız her zaman onlarla olacak.


Fiko Bey'in akıbetini merak edenleriniz varsa söyleyeyim.

Henüz onu öldürmedim. Bizim dili bozuk paçalı horoz hâlâ hayatta yani.

Hatta gelecek hafta Şirin ile 20. evlilik yıldönümlerini kutlayacaklar.

Çok da tatlı bir kızları var. Adı da Ecem Naz.

Neyse ki babasına zerre kadar benzemiyor.

Huyu da kaşı gözü de aynı Şirin! Hık demiş burnundan düşmüş o kadar yani.

Verilmiş sadakası varmış anlayacağınız.

Bizim aramızın düzelip düzelmediğine gelecek olursak eğer değişen hiçbir şey yok.

Ben onun için hâlâ "Sarı Çıyan"ım o da benim için hâlâ "Papyonlu Penguen"

Ama ne olursa olsun birbirimizi sevdiğimize inanıyorum.

Sadece bunu belli etmekten hoşlanmıyoruz o kadar.


Kerem yıllar içinde restoran işini iyice büyüktü.

İnanmayacaksınız ama Fiko Bey'de o restoranın epeyce tanınmış bir şefi oldu.

Bunu nasıl becerdi inanın bilmiyorum ama restorana sırf onu yemek yaparken izlemek için gelenler bile var.

Bazı günler restoranda kendisi için özel ayrılan köşesinde insanlara görsel şovlar yapıp hızlı ve pratik yemekler hazırlıyor.

Hani böyle alevli malevli artistik bir şeyler.

İnsanlar tuhaf bir şekilde onu izlemeye bayılıyorlar.

Bayılırlar tabii sonuçta yemek yapan bir kelaynak kuşu görmek herkese nasip olmaz öyle değil mi?


Hasan babanın kurduğu restoran da hâlâ onun anısını yaşatacak şekilde işletilmeye devam ediyor.

Kerem orayı hiç bırakmadı ve ilgisini de hiçbir zaman kesmedi.

Hatta her ayın ilk pazar günü tüm eski ve yeni müdavimlerimizi misafir edip eskileri yad ediyorlar.

Bu babasına karşı vefa borcu gibi geliyor olmalı.

Bunu yapması Nurten anneyi de çok mutlu ediyor çünkü bu şekilde Hasan babayı da unutmamış yaşatmış oluyoruz.

Seni hep kriz ortamlarında Nurten annenin yanında rahat rahat uyurken hatırlayacağım güzel yürekli babacığım.


Yaşanan kayıpları saymazsak eğer herkesin keyfi bir şekilde yerinde anlayacağınız.

Mutluyuz ve bu mutluluğumuzda günden güne katlanarak büyüyor.

Çocuklar büyüdü ve onların dertleri istekleri her zaman zirvedeki yerini koruyor.

Artık onlarda kendilerini "Bir Sevda Masalı"nda uzun uzun anlatırlar.

O zamana kadar kendinize iyi bakın ve de hoşça kalın efendim!


"Şebnem..."

"Ne oldu Kerem?"

"Fiko'nun giderken fırınlamanı söylediği turtalar hazır mı?"

"Turta mı?"

"Bu yanık kokusu da ne?"

"Eyvaaaaah! Ben onları fırında unuttum"

"Şebneeeem!"

"Hıııh! Affedersin Kerem!"

SON

Bu zamana kadar hikayemi takip eden tüm "Güzel Kaçak" okurlarına desteklerinden ötürü teşekkür ederim. Umarım keyifle okuduğunuz bir hikaye olup yüzünüzü gülümsetmeyi başarabilmiştir. Bir de sizden ricam lütfen hikayelerimden düşüncelerinizi belirtmeden gitmeyin de bu hem size hem de bana bir anı gibi kalsın. Diğer hikayelerimde görüşmek dileğiyle ;)

Güzel Kaçak

Yazan : NKitap (DiziTadında Hikayeler) 



Güzel Kaçak / Final Sonrası Özel Bölümler - 3 (Yazan : NK)

 Final Sonrası Özel Bölümler - 3 : Düğünümüz Var!

"Şey... Acaba beni bu Papyonlu Penguen'in aile kütüğünden alıp yatay geçişle Kerem'in aile kütüğüne geçirebiliyor musunuz? Ben bununla yanlışlıkla evlendim de"

Şebnem'in bu saçma sapan girişinin ardından boşanma avukatı dumur olurken Fiko ile Kerem'de "Ne zırvalıyorsun?" dercesine Şebnem'e bakıp kalmıştı. Sahiden ne saçmalıyordu bu kız Allah aşkına? İnsan hiç yanlışlıkla evlenir mi canım! Bari işin aslını anlat millet şoka girmesin.

Avukat şaşkınlık içinde "Yanlışlıkla mı?" diye sorup boş boş bakınca Şebnem de açıklama yapmak için önce "Kusura bakmayın biraz karışık anlattım hemen toparlıyorum. Aslında ben ailemin isteği doğrultusunda Okan denilen kazuletle şirket evliliği yapacaktım ama adam o kadar tahammül edilemez biri ki nikahın iki hafta sonra olduğunu duyunca çareyi evden kaçmakta buldum. O sırada Kerem yani şimdi ki nişanlım da kız arkadaşı İpek böceği tarafından terk edilmişti. Kader ağlarını ördü ve bizi bir araya getirdi yani. Çok romantik değil mi? Gerçi biraz başına ekşidim canından bezdi burnundan da geldim ama yine de geldiğimiz sonuç değerdi dedirtiyor herhalde... Değil mi Kerem? Kereeem! Şey... Heyecanlandı herhalde. Neyse ben bir süre ailem ve Okan beni bulamasın diye kaçmak zorunda kaldım. Bu süre içinde Kerem bana gıcık olsa da hep yanımda oldu. Evini verdi restoranlarına garson olarak aldı koruyup kolladı beni. Ailesi deseniz eğer sanırsınız gökten hep beraber bungee jumpling yaparak inmişler. Her biri mükemmel insanlar beni de ailelerine alıp kızları kardeşleri gibi kucak açtılar. Ama sonra Okan beni buldu ve eve geri götürmek istedi. İşte bu kısım biraz sıkıntılıydı çünkü o kaçma kovalamanın sonunda beni nikah masasına oturmaya zorladılar. Her şey bitti sandım ama Kerem şimdi ki kocamla yani bu yanındaki kelaynak kuşu ve arkadaşlarıyla düğünü basıp beni kaçırdı. Gerçi sonra da Okan Kerem'i kaçırdı ve beni geri dönmeye mecbur bıraktı. Onunla evlenemezdim çünkü Kerem'e aşıktım. Ama işe bakın ki Kerem'de bana aşıkmış. Tabii ben o zamanlar bilmiyorum. Söyletmeye de çalıştım ama ıhh demedi. Çok ketumdur istemiyorsa kerpetenle bile laf alamazsınız ağzından. Ne diyordum ya... Heeh tamam! Kerem'i kurtarmak için Okan'ın beni çağırdığı yere gittim ama tek değildim. Öncesinde Fiko Bey'e bastım nikahı verdim eline nikah cüzdanını polisle birlikte Kerem'i tuttukları depoya baskın düzenleyip beni de Kerem'i de kurtardılar. Okan ne yaptı ne etti bilmiyorum umarım sürüm sürüm sürünmüştür hapishane köşelerinde... Şimdi de boşanmak istiyorum ki kocam Peri Kızı ile ben de kahramanım olan bu Gamzeli Adam ile evlenebileyim" deyip sonra da kimsenin çıt çıkarmamasıyla birlikte aniden Kerem'e dönerek "Kerem ben ne yaptıysam bir türlü açıklayamıyorum galiba sen bir şey yap" deyiverdi. Bu açıklayamamış haliyse açıklamış hali ne olurdu acaba?

Kerem'in de kafası öyle bir karışmıştı ki kim kimin nesi kimin fesiydi birinci nişanlı kim ikinci koca kim karmakarışık olmuştu. Sadece o da değil tabii orada bulunan herkesin devreleri yanmıştı. Avukatın bakışları Kerem'e dönünce de mecburen konuya bir yerden girip açıklama yapmak zorunda kalmıştı. Şebnem'in anlattıklarını düşünmemeye çalışıp boğazını rahatlatacak minik bir öksürüğün ardından gayet sakin bir tavırla "İşin özeti şu ki nişanlım arkadaşımla hem kendisini hem de beni kurtarmak için formaliteden evlendi. Şimdi ise boşanmaları lazım çünkü biz Fiko ile birbirimize aşık olduğumuzu anladık ve en kısa zamanda da evlenip bir aile kurmak istiyoruz" deyiverdi. Fiko ile ne yapacaklarmış?

Şebnem'in şok dolu gözlerle suratına bakarak "Fiko Bey mi? Bunu bana nasıl yaparsın Kerem!" demesi ve avukatın da kaykılarak kravatını gevşetmesi yüzünden kendisinin de saçmaladığını anlayan Kerem hemen Fiko'ya doğru eğilerek "Fiko yine olmadı sen anlat!" dedi. Aslında bunu demese miydi acaba?

Tüm bu konuşmaları kenarda fenalıklar geçirip olmayan saçını başını yolarak dinleyen Fiko aniden öne geçip ellerini avukatın masasına sertçe vurarak "Boşayın beni bu sarı çıyandan yoksa şuracıkta benzin döker yakarım kendimi!" deyip bağıra çağıra ortalığı inletti. Tabii onun bağırışı yine Kerem'in başına patlamıştı çünkü Fiko avazı çıktığı kadar bağırınca Şebnem korkudan yanında durduğu Kerem'e sarılmış o anda da yine ayağını ezmişti.

"Şebneeeeem!"

"Hııııh! Affedersin Kerem!"


•●●Boşanmanın Ardından Şebnem&Kerem'in Düğününe Günler Kala·٠•●●•٠·˙

"Şirin'in küllerinden yeniden doğurtup ortalığa saldığı o Zümrüd-ü Kelaynak Kuşu nerede?"

Şebnem sinirli bir halde odadan çıkıp Fiko'yu ararken Aslı'da onu kolundan yakalayarak niye yana yakıla Fiko'yu aradığını sordu. O anda da nedeni anlaşılmıştı tabii. Şebnem diğer elinde tuttuğu çalı süpürgesini Aslı'ya doğrultup "O nesli tükenmek üzere olan ibibikgillerden Fiko-i Fikretus bana düğün hediyesi olarak bunu göndermiş. Münasebetsiz cüce!" dedi. Şebnem deliye dönmüştü ama Aslı gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

Fiko Şebnem'e gerçekten de düğün hediyesi olarak gelin çiçeği ve beyaz tülle süslenmiş bir çalı süpürgesi yollamıştı. Hem de üzerinde "Bugüne kadar o çakmalar çakması sarı kafandan yolduğum saç tellerinle yaptım. Tamamen el yapımı! Düğün mekanına da artık uçarak gelirsin süpürgeli yellooooz!" yazıyordu. Bu adam ya kaşınıyordu ya da Şebnem ile dalaşmayı özlemişti.

"Şebnemciğim kızma bak ne güzel düşünmüş hediye almış"

"Hediye adı altında laf çarpıyor bana yerden bitme cüce!"

"Gelin gibi de süslemiş"

"Ben de onu süsleyeceğim! Fiko Bey'i bir bulayım bu süpürgeyi o kel kafasına monte edip kamyon çarpmış Hugh Grant'e çevireceğim onu!"

"Tamam sakinleş bak Kerem geldi"

Kerem elindeki devasa kutuyla içeriye girip "Bu kutu hangi odaya gidecek?" diye sorarken Şebnem'de onu yönlendirip "Nurten anne üstüne yazmış ya Kerem" dedikten sonra sırtından tutup onu mutfağa doğru itekleyerek "Bırak bir yere gerisini biz hallederiz" dedi. Kerem ağır kutuyu zar zor yere bırakıp "Bu ne Allah aşkına! Alt kattan üst kata gelene kadar belim koptu" deyince Şebnem ağrımıştır diye onun sırtını ovalayıp "Senin çeyizin var Kerem başka ne olacak?" dedi. Neyi varmış neyi?

Kerem şaşkın bir halde "Nerede çıktı çeyiz falan benim evimde gerekli olan her şey var zaten" derken Şebnem'in ağzını açmasına bile fırsat kalmadan içeriye Nurten Hanım girdi ve oğlunun sözlerine karşılık "Eve gelin geliyor oğlum! Kız ne yapsın senin bekarlıktan kalma kıytırık kap kacağını!" deyiverdi. O anlarda şirin şirin bakınan Şebnem'de müstakbel kayınvalidesinden aldığı yetkiyle "Doğru Kerem ne yapayım ben senin bekarlıktan kalma kıytırık kap kacağını?" dedi ama sonra bir gülme gelerek "Kap kacak ne Kerem?" diye sordu. 

Nurten Hanım mutfağı teftişe giderken Kerem de Şebnem'i kolunun altına alıp "Evlendikten sonra bize yemek yaparken sıklıkla kullanacağın eşyalar. Tencere tava tabak çanak bilumum mutfak eşyası işte" dedi. Birbirlerine bakıp kalmışlardı. Şebnem gayet ciddi bir tavırla "Bize yemek yaparken mi? Ben yemek yapmaktan ne anlarım Kerem harakiri yap daha iyi en azından kendi isteğinle ölür gidersin" deyince Kerem de aldığı cevaba şaşırıp "Yemekleri bana yaptırmayacaksın herhalde" dedi.

"Keremciğim en son elimden yediğin nohutlu mantıyı unuttuysan hatırlatayım az daha dişinden oluyordun"

"Bilerek yapmıştın"

"Yine yapabilirim bunun bir garantisi yok. Belki de bu sefer dişinden değil çenenden olursun"

"Yapa yapa öğrenirsin. Hatta söyle Fiko'ya sana bu konuda pratik yaptırsın"

"Espiri mi yaptın Kerem? Neyse fena değildi ama benim daha parlak bir fikrim var"

"Neymiş o?"

"Bak şimdi kahvaltı öğününü komple kaldırıyoruz"

"Ne?"

"Öğle yemeklerini zaten çalıştığımız için restoranda yiyoruz. Akşamları da ben biraz erken çıkar Nurten anneye yardıma giderim. O sırada ah mis gibi koktu kim bilir ne güzel olmuştur derim o da zaten kıyamaz Kerem'i de çağır hep beraber yiyelim der. Oldu bitti bu iş!"

"Şebnem sana gerçekten inanamıyorum"

"Niye Kerem ne oldu ki?"

Kerem nişanlısının o masum haline bakıp gülümserken Şebnem'de bir şey demesini bekliyordu ama Kerem herhangi bir şey söylemeden Şebnem'i kendisine doğru çekip alnına da bir öpücük bıraktıktan sonra diğer kutuları almak için yeniden ailesinin evine indi. Şebnem bazı zamanlar Kerem'i neden anlayamıyordu bilmiyordu. Ne demeye tek kelime etmeden çekti gitti bu şimdi? Neyse canım sessiz kalmakta bir nevi kabullenmektir değil mi?

Şebnem birkaç saniye Kerem'in ardından bakıp sonra da evin genel haline şöyle bir göz gezdirerek yatak odasına girmiş ve ortalıkta kalan eşyalarını dolaplara yerleştirmeye başlamıştı. Zamanda akıp gidiyordu. Bu perdeci nerede kalmıştı Allah aşkına güya sabahtan gelecekti ama saat iki olmasına rağmen hala ortalarda yoktu.

"Kerem..."

"Ne oldu Şebnem?"

"Perdeciyi bir arasana"

"O da nereden çıktı?"

"Perde ölçüsü alacaklar eskisiyle yenisini değiştiriyoruz ya"

"Ben perdelerimi seviyorum bari onlara dokunmayın"

"Aşk olsun Kerem!"

"Aşk olsunu falan yok. Annemle birlikte bütün evi değiştirdiniz gıkım çıktı mı?"

"Çıkmadı"

"Öyleyse?"

Şebnem dudağını büzüp yemek tabağını ve romantik bir ortam olsun diye yaktığı mumu alarak Kerem'in peşinden gittikten sonra onları sehpaya koymuştu. Kerem de muma tuhaf tuhaf bakıyordu. Karşısındaki kız Şebnem işte ona sorgu sual olmazdı. Bir şey yapıyorsa illa vardır bir bildiği. Şebnem ile Kerem mum ışığı eşliğinde karşılıklı oturup Nurten Hanım'ın yaptığı mis gibi yemekleri yemeğe başlamıştı. O sırada Şebnem düşünüyordu da Kerem haklıydı galiba. Sonuçta kaç yıllık evinin altından girip üstünden çıkmışlardı. Madem bu perdeleri seviyordu kalsınlar bari ne yapalım. Kerem de bir yandan yemeğini yerken bir yandan da üzüldü mü diye Şebnem'in tavırlarını izliyordu. Biraz yüzü düşmüştü tabii. Çok mu gereksiz bir çıkış yapmıştı ne? Kız heveslenmiş perdeleri yaptırmak istiyordu şimdi o hevesini kursağında bırakmak olur muydu hiç? Olmazdı.

"Şebnem"

"Ne oldu?"

"Ararım birazdan"

"Kimi?"

"Perdeciyi"

"Ama sen demiştin ki..."

"Bir şey demedim unut gitsin"

Şebnem gülümseyip elindeki tabağı sehpanın üzerine bıraktıktan sonra Kerem'in yanına geçip boynuna sarılarak "Madem bugün kanaatkâr günündesin şu senin külüstüre dönen müzik setini de değiştirelim diyorum. Ne dersin?" deyince burasına kadar gelen Kerem'de biraz geri durup "Sen bir yıla kalmaz külüstüre döndün der beni de beğenmezsin" dedi. Aa! Yine espiri yaptı. Şebnem aslında müzik setiyle ilgili öyle bir niyeti olmadığını sadece takıldığını söyleyerek yanağını öperken Kerem'de onun ellerini tutup yanına oturttuktan sonra "Sana bir şey söyleyeceğim ama kulaklarını dört aç çünkü duymadım bir daha söyle dersen tekrar etmeyeceğim" dedi.

Şebnem gözlerine heyecanla bakıp "Söz Kerem valla can kulağıyla dinliyorum" deyince Kerem de ona dikkatle bakarak "Eşyalarımız eskiyebilir bozulabilir ya da onları artık eskisi kadar beğenmeyip değiştirebiliriz ama benim sana senin de bana olan sevgin hep ilk günkü gibi kalsın olur mu?" dedikten sonra bu söylediklerinden dolayı mutlu olan Şebnem'in ellerini nazik bir dokunuşla öpüp "Kalbimde senin gibi deli dolu bir kızın aşkı oldukça hiç yaşlanmayacağımı hissediyorum biliyor musun? Durağan seyreden hayatıma öyle bir renk getirdin ki parmağımdaki bu yüzüğe her baktığımda keşkem olmadığın için şükredeceğim. Eskiden sadece ailem ve dostlarım için iyi ki hayatımdalar derdim. Şimdi aynı şeyi senin için de söylüyorum. İyi ki kalbimdesin iyi ki kalbindeyim. Bir ömür boyu da orada kalalım olur mu?" dedi. Şebnem şok Şebnem iptal! Kerem neler diyordu öyle...

Şebnem ilk defa o mübarek çenesini açıp bir şey diyememişti. Kerem'in söyledikleri kalbine öyle bir dokunmuştu ki gözleri dolacak gibi olup konuşamayınca çareyi ona sıkıca sarılmakta buldu. Kerem'de boynuna sarılan Şebnem'i sıkı sıkı sarıp "Seni gerçekten çok seviyorum Şebnem" dedikten sonra aniden o anki romantik havayı mecburen bozup "Yanık kokuyor" dedi. Şebnem gözleri pörtlemiş bir halde "Eyvah! Fırındaki sütlaçları unuttum Nurten anne fazla yakma demişti ama gittiler galiba" dedikten sonra koşturarak mutfağa gitti ama tam güle oynaya "Sorun yok Kerem yanan sütlaçlar değilmiş bu sefer her şey kontrolüm altında" diyerek geri dönüyordu ki Kerem'i görüp büyük bir telaşla "Dikkat et Kerem!" diye bağırdı. Belli ki romantik bir ortam yaratması gereken mum yüzünden yanan sütlaçlar değil perdeyle birlikte güme giden Kerem olmuştu.

Şebnem'in bağrışıyla birlikte ceketinin tutuştuğunu gören Kerem söndürmek için perdeyi koluna vururken Şebnem'de çeyiz olarak gelen kap kacağa su doldurup çocuğun başından aşağıya boca etti. Tamam belki alevler sönmüştü ama telaştan hâlâ su dökmeye devam etmesi yüzünden sıçana dönen Kerem'in sert bakışları da üzerine dönmüştü.

Elinde su dolu tencereyle kalan Şebnem "Hâlâ iyi ki hayatımdalar dediğin kişilerden biri miyim Kerem?" diyerek dudağını kemirip zoraki bir şekilde gülümsüyordu. Kerem olduğu yerde derin bir nefes alıp ona doğru yaklaştıktan sonra elindeki tencereyi yavaşça alıp Şebnem'in ne yapıyor bu der gibi bakmasına aldırmadan kızın başından aşağıya döktü. Şebnem buz gibi suyun yarattığı etkiyle titreyip ağzına kaçan suyu tükürerek "Anlıyorum Kerem şu an bir acaban oluşmuş" dedi. Deli kız! İkisi de donmuştu ama birkaç saniye sonra o hallerine gülmeye başlayıp kendilerini birbirlerine sarılırken bulmuşlardı.

"Bu ne demek oluyor Kerem?"

"Hâlâ iyikimsin demek oluyor"

"Gerçekten mi?"

"Evet"

"Bir daha söylesene"

"Şebneeeem!"

"Tamam sustum!"


•●●Şebnem&Kerem'in Düğün Günü·٠•●●•٠·

"Kerem seni almaya geldi Şebnem. Hazır mısın?"

Hazırdı da heyecandan kalbi ha durdu ha duracak haldeydi. Eli ayağı titrer bir halde aynanın karşısında durmuş kendisine bakarken "Nasıl görünüyorum bilmiyorum Aslı sence Kerem beni böyle beğenir mi?" diye sordu. Ay şaşkın! Böyle güzel bir kızı beğenmez olur muydu hiç? Hatta Şebnem bir gülümsesin Kerem onu üzerinde çuval da olsa beğenirdi. 

Aslı yanına yaklaşıp ellerini tutarak kollarını iki yana açtıktan sonra dikkatle bakmaya başlamıştı. O etrafında dönüp dururken Şebnem de dayanamayıp yüzünü asarak "Ne oldu? Bir olmamışlık var değil mi?" diye sordu. Aslı tam önünde durup "O kadar güzel görünüyorsun ki bir kusur arıyorum ama bir türlü bulamıyorum" dedikten sonra ikisi de birbirine gülümseyip sarıldı.

"Biliyor musun kardeşim damatlığının içinde çok yakışıklı olmuş"

"Kerem zaten her haliyle çok yakışıklı ki"

"Bugün bir başka ama"

"Merak ettim galiba"

"Görmek ister misin?"

"İsterim"

Aslı ellerini bırakıp kapıya doğru giderken Şebnem de kalbini tutarak beklemeye başladı. Fazla beklemesi de gerekmemişti çünkü dışarıda sabırsız bir halde duran Kerem kız kardeşinin "Şebnem seni bekliyor" demesiyle hemen kapının önünde belirmişti. Birbirlerini gördükleri anda da gülümsemeye başlamışlardı. Kerem içeriye girmeden önce tüm güzelliğiyle karşısında duran Şebnem'e uzun uzun bakmış Şebnem'de gözlerini ondan ayırmadan olduğu yerde kalıp yanına gelmesini beklemişti.

En nihayetinde Kerem odaya girip bir hayli heyecanlı görünen Şebnem'e doğru yürümeye başlamıştı. Gelin hanımın önüne geldiğinde ise Şebnem'in kendisine doğru uzattığı ellerini tutup yüzündeki hoş tebessümle "Ne kadar güzel olduğun yadsınamaz ama bugün ayrı bir ışıltı var yüzünde. Umarım bu sana yaşatmaya çalıştığım mutluluğun bir yansımasıdır" dedi. Elbette öyleydi. Şebnem onun yanındayken dünyanın en mutlu en huzurlu en keyifli insanı oluyordu.

"Mutluyum Kerem. Şu an burada bu gelinliğin içinde ve tam karşında duruyor olmaktan dolayı çok mutluyum"

"Ben de öyle. Hadi gidip bizi ömür boyu birbirimize kenetleyecek olan imzalarımızı atalım"

"Atalım"

Kerem koltuğun üzerindeki gelin çiçeğini alıp Şebnem'e verdikten sonra kolunu uzatmış ve Şebnem'in de elini koluna dolamasıyla birlikte odadan çıkmışlardı. Ancak beklemedikleri bir misafirleri vardı. Kapıdan çıkar çıkmaz Şebnem olduğu yerde kalınca Kerem'de neden böyle yaptığını anlayamamış bir halde ne olduğunu sordu. Şebnem burada bulunuş sebebini bilmediği için sevinsin mi sevinmesin mi bilememişti ama yine de gülümser gibi olup "Ablam gelmiş" demeyi başarmıştı. 

Çetiner ailesinin başka bir ferdi gelmediği için şanslılardı. Kerem rahatça konuşmaları için kendisini dışarıda bekleyeceğini söyleyerek çıkarken Şebnem'in ablasıyla selamlaşmayı da ihmal etmemişti. Selin'in de hakkını yememek lazımdı çünkü Kerem'e karşı hem çok kibar hem de sıcakkanlı davranmıştı.

İki kardeş birbirlerini uzun uzun inceleyerek yan yana geldikten sonra sıkıca sarıldı. O sırada Selin geri çekilirken "Ne yaptın sen deli kız?" diye sordu. Ooo! Neler yapmamıştı neler! Şebnem tedirgin halde Kerem'in ardından bakarak "Sevdim" dedikten sonra ablasına gözden uzaklaşmaya başlayan Kerem'i işaret ederek "O adamı görüyor musun? Kerem'i... İşte o benim bu hayattaki en büyük şansım" dedi. Selin kardeşinin bu sözleri sonrasında mutlu bir ifadeyle gülümsemişti.

"Verdiğin karardan memnunsun yani"

"O kadar mutlu ve huzurlu hissediyorum ki bu kelimelerle anlatılmaz. Kerem ile evlenmek benim şimdiye kadar verdiğim en doğru karar olacak"

"Senin adına çok sevindim. Kendini o hapishaneden farksız olan evden çekip kurtardığın için gerçekten çok mutluyum"

"Aynı senin gibi..."

"Aile konusunda pek şanslı olamadık biliyorsun ama ben seni her zaman çok sevdim Şebnem. Ne karar verirsen ver kendine nasıl bir yol çizersen çiz hep de sevmeye devam edeceğim. Sen benim bir tanecik kardeşimsin"

"Biliyorum abla ben de seni çok seviyorum. Keşke hep yanımda olabilsen"

"Onun ailesi nasıl? Yani Kerem'in... Sana iyi davranıyorlar mı?"

"Beni kızlarından ayrı tutmuyorlar. O kadar tatlı ve iyi insanlar ki onları da en az Kerem kadar seviyorum"

"Bunu duyduğuma sevindim"

"Geçen hafta ateşlendim. Nikah hazırlıkları ev derleyip toplamaları derken üşütmüşüm biraz... Eskiden de ateşlenirdik hatırlıyor musun? O zamanlar başımızda annem değil evin çalışanları dururdu. Saat başı da annemize haber giderdi. O da ancak gerekli gördüğü zaman gelir şöyle bir bakar sonra da çalışanlara talimatlar yağdırarak giderdi"

"Bilmez miyim?"

"Bu defa ateşlendiğimde hiç böyle şeyler olmadı. Kerem her an yanımdaydı ve elimi bir an bile olsun bırakmadı. Annesi yani Nurten anne de bütün gece beni kontrol ederek alnıma koyduğu sirkeli bezi değiştirip ateşimi ölçtü. Öperek ölçüyorlar biliyor musun? Alnını öpüp sonra da saçını okşuyorlar. İlk anda tuhaf geldi. Alışık değildim çünkü... Ama sonra hoşuma gitti. İyi ki hasta olmuşum dedim kendi kendime"

Bunları anlatırken Şebnem'in gözleri dolunca ablası ağlamasına izin vermeden ona sıkı sıkı sarılıp "Emin ellerde olduğunu bilmek beni ne kadar rahatlattı bilemezsin. Artık evime gönül rahatlığıyla dönebilirim" dedi. Şebnem merakla ablasına bakıp "Nikaha kalmıyor musun?" diye sorunca Selin de gülümseyip "Elbette kalıyorum. Uçağım yarın sabah erkenden hareket ediyor" dedi. Bu harikaydı işte. En azından ailesinden bir kişi onun mutluluğunu paylaşacaktı. İki kardeş birbirlerine gülümseyerek bakarken Selin "Hadi damadı bekletmeyelim" dedikten sonra Şebnem'in eteklerini düzelterek odadan çıkardı. Herkes hazır olduğuna göre nikah töreni başlasıııın!

"Gelin geliyooor!"

Şebnem bembeyaz gelinliği ve ışıl ışıl gülümsemesiyle kendisine sevgi dolu gözlerle bakan Kerem'e doğru yaklaşmaya başlamıştı. Nurten Hanım gözleri dolmuş bir halde ikisine de okuyup üfleyerek bakarken şahitlerde yerlerini almıştı. Şebnem'in şahitleri Melis ile Şirin olmuş Kerem'in şahitleri de Fiko ile Samet olmuştu. Tabii defteri imzalayacak olanlar sadece Fiko ve Melis'ti. Kerem alkışlar eşliğinde yanına gelen Şebnem'in elini tutup onunla birlikte gözlerini gözlerinden çekmeden nikah masasına doğru yürümeye başlamıştı. Herkes yerini aldıktan sonra da nikah memuru töreni başlattı. İnşallah Fiko son dakika "İtiraz ediyorum" diye ortalığa fırlamaz. Şebnem bu defa Allah yarattı demez şuracıkta mefta ederdi onu!

Nikah memurunun ilk sorusu Şebnem'e gelmiş ve Kerem ile evlenmek isteyip istemediği sorulunca da çılgın kızımız mekanın her köşesinden duyulacak şekilde koca bir "Evet" ile ortalığı inletmişti. Sıra Kerem'e geçtiğinde ise memur sorusunu yöneltirken Şebnem'in de kulağına bazı çatlak sesler gelmeye başlamıştı. Gelen fısıltı seslerine doğru bakarken de Fiko'yu eğilmiş çaktırmadan Kerem'e "Bu kıt akıllıyla evlenmek zorunda değilsin Kerem hâlâ vazgeçebilirsin seni kimse suçlamaz. Nikahtan kaçma konusunda artık birer profesyoneliz biliyorsun" derken yakalamıştı. Canına mı susuyordu bu kelaynak kuşu yine!

Kerem arkadaşının tüm müdahalelerine rağmen güçlü bir "Evet" derken Şebnem'den işareti alan Şirin'de onun vekaletiyle Fiko'nun ayağına öyle bir bastı ki adam oturduğu yerde zıp zıp zıplamak zorunda kaldı. Oh olsun ona! Demek daha kurulmamış bir yuvayı yıkmaya teşebbüs etmek ha! Bunun hesabı illa ki sorulurdu sizden Fiko Bey!

Şebnem nikahı unutup ona gözlerini kısarak bakarken bir yandan da sessizce "Bittin sen Fikocuk!" diyordu. Ama sonuçta nikah da hâlâ devam ediyordu. Ayağına basılması gereken biri daha vardı yani. Şebnem toparlanıp Fiko'ya olan kızgınlığının acısını ayağını fena halde ezdiği Kerem'den çıkarmaya kalkınca yine ondan sessizce "Şebneeeem!" diyerek fırça yemiş ve o an ki korkuyla da dudağını ısırıp "Affedersin Kerem adettendir diye şey ettim" demişti. Hemen ardından da gülmeleri gecikmemişti tabii. Yani onların hayatında bazı şeyler hiç değişmiyordu değişmeyecekti de...

Atılan imzaların ardından genç çift ve davetliler ayağa kalkmış nikah memuru ikisini karı koca ilan edip nikah cüzdanını da mutluluklar dileyerek Şebnem'e uzatmıştı. Ciddi ciddi evlenmişlerdi şaka gibi! Şebnem cüzdanı alıp gülerek ailelerine ve dostlarına doğru sallarken Kerem'de kolunu beline dolayıp kendisine bakması sağladıktan sonra "Hoş geldin ömrüme Sarı Papatyam" diyerek Şebnem'in alnına bir öpücük kondurdu. İkisi de bir süre birbirlerine sıkı sıkı sarılıp oldukları yerde öylece kaldılar. Onca yaşanan şeyin ardından bu halde olabildiklerine gerçekten şükrediyorlardı.

Şebnem ile Kerem gelen tebrikleri kabul ederken uzun süre yanlarına yaklaşmayan Fiko'da nihayet teşrif edebilmişti. Gelmişti de hiçbir şey demeden bir Kerem'e bakıyor bir Şebnem'e bakıyor ağzını açıp tek kelime etmiyordu. Şebnem yan gözle Kerem'e bakıp "Adama inme indi Kerem bir şey yap" deyince Kerem'de tebessüm ederek "Ne düşünüyorsun Fiko?" diye sordu. Aldıkları yanıt dumur edecek cinstendi çünkü Fiko gayet ciddi bir tavırla "Tebrik mi edeyim yoksa taziyelerimi mi ileteyim kararsız kaldım. Ya da belki de bu aptal sarışını senin gibi bir adamı kafesleyebildiği için tebrik etmeliyim ailene de oğullarının böyle belaları üzerine üzerine çeken bir çıyanla evlenip erken yaşta bu dünyadan göç etmesi sebebiyle taziyelerimi iletmeliyim" deyiverdi. Ne yapacakmış ne yapacakmış!

"Bana bakın Fiko Bey bari düğünümüzde o kopasıca çenenize hakim olun yoksa o taziyelerin kime gideceği hiç belli olmaz. Valla yeni gelinim demem ayağımın tozuyla uçarım üstünüze!"

"Yellooooz!"

"Taze yuvaları hedef alan yıkım ekibi kılıklı kart horoz!"

"Kart horoz mu? Ben şimdi senin o iki gram beynini tütsüleyip Kerem'in helvası niyetine dağıtmaz mıyım!"

"Şişşşşt! Şebnem Fiko susun artık!"

Fiko tavırlı bir şekilde sağ tarafa bakarak fularını düzeltirken Şebnem'de ellerini beline koyarak sol tarafa bakıyordu. Bu ikisinin yıldızı hiç barışmayacak mıydı canım! Bari düğünde bir rahat durun ama nerede! Neyse ki kızlar gelip Şebnem'e çiçeğini atıp atmayacağını sormuştu da gündem bir anda değişmişti. Atacaktı elbet atmaz mı hiç? Herkes bir arada dururken Kerem'de Fiko ile beraber onları izliyordu. Şebnem ise iki basamak merdiven çıkıp arkasını dönmüş gülümseyerek gözlerini yummuştu.

Huzur dolu bir halde "Hazırsanız çiçeğim geliyoooor!" dedikten sonra tam çiçeği atarken aksilik bu ya topuğu kaymış bu vesileyle de çiçek havada hızlı bir şekilde yön değiştirerek ilerlerken Şebnem'de yine kimin kafasına düşecek telaşıyla arkasını dönmüştü. Ama o da ne? Bütün kızlar tek bir yöne bakıyordu ve o yönde de önüne düşen çiçeği yerden alan bir adet Fiko vardı. Kader kısmet dedikleri bu olsa gerekti. Şebnem aralarındaki atışmaya rağmen gülümserken Fiko'da önce şaşkın şaşkın çiçeğe bakmış sonra da onu Peri Kızı'na yani Şirin'e uzatıp "Bence bu çiçek bize artık doğru zamanın geldiğini söylüyor. Ne dersin Peri Kızı?" demişti. Bir anda herkes dikkatini onlara vermişti. Bu bir teklif miydi şimdi?

Gözler Şirin'in üstündeyken o da her ne kadar bu teklif için erken olduğunu düşünse de Fiko'ya bakarken aksi bir şey söyleyememişti. Onun kendisine karşı olan sevgisini hissettikçe ve kalbinin aslında ne kadar güzel olduğunu gördükçe çoktan gönlünü ona kaptırmıştı bile. Şirin düşünürken Fiko'nun yavaş yavaş düşen yüzüne bakıp gülümseyerek elindeki çiçeği almış ve yanağına da olumlu cevap niteliği taşıyan bir öpücük kondurmuştu.

Şebnem bunun üzerine ne olabileceğini tahmin etmişti. Ettiği için de can hıraş bir halde Kerem'e Fiko'yu tutmasını söyledi. Kerem ilk başta anlamamıştı ama sonra öpücüğü kapan Fiko'nun yan yan kaykıldığını görünce arkadaşını düşmeden yakalamayı başarmıştı. Artık düğünler peş peşe gelir önce Aslı ile Ümit sonra da Fiko ile Şirin evlenirdi. Şebnem gelinliğinin eteğini sürüye sürüye gelmiş belliydi bu...

Canlı müziğin başlaması ve çalan şarkının etkisiyle Kerem ile aynı anda birbirlerine bakan Şebnem olduğu yerde zıplayıp heyecanla alkış tutarak "Bizim şarkımız çalıyor Kerem!" dedi. Haklıydı. Bu "Güzel Kaçak"a da onu artık kaçmaktan kurtaran adama da ancak böyle bir şarkı yakışırdı zaten.

Kerem müziği duyar duymaz Fiko'yu bırakmış Şebnem'de apar topar merdivenlerden inmişti. İkisi ortak bir noktada buluşup el ele dans pistine doğru geldikten sonra da bir yandan şarkının sözlerine eşlik edip bir yandan da davetlilerin ve ailelerinin de katılımıyla neşeli bir şekilde ilk danslarını başlattılar.

Çalan müzik : Göksel/Firar (dinlemek için tıklayın)
Beni beni sinene sar
Sevdamı gönlüne sal
Öldürür bu canı bu firar
Benim senden başka neyim var?

Şebnem karşısında duran adamın kollarında içi içine sığmaz bir halde dans ederken Kerem'de bir yandan ona eşlik etmeye çalışıyor bir yandan da Şebnem'in dans ederken ki o tatlı hallerini yüzündeki kocaman gülümsemeyle izliyordu. Uzun zamandan sonra tam anlamıyla mutlulardı. Hem de tarifi imkansız bir mutluluk vardı kalplerinde. Belki Kerem Şebnem'in en büyük şansı gibi görünüyor olabilirdi ama Şebnem'de Kerem'in en büyük şansıydı. Onlar onca zorluğun ardından bir araya gelmiş eş ruhlardı ve artık birbirlerini tamamlayıp koca bir ömrü birlikte geçirmeye hazırlardı. Ee! Bu noktada da söylenecek tek bir söz kalıyordu.

"Çok zorluk çektiler... Şimdi mutlu olma zamanı!"

Şimdi mutlu olma zamanı!"

•●●·٠•●●•٠·

(Ekstra bölümümüzü okumadan ayrılmayın çünkü Şebnem'in size söyleyecekleri var )

Güzel Kaçak / Final Sonrası Özel Bölümler - 2 (Yazan : NK)

 Özel Bölüm 2 : Fiko& Şirin / İpek böceği - Şebnem&Kerem

"Şebnem..."

Şebnem hoş bir tonlama eşliğinde gelen bu seslenişle birlikte bir de Kerem'in kendisine uzattığı beyaz çikolatalı çileği görünce çok mutlu olmuştu. Üzerine de kendi elleriyle mini mini kalpler yapıp ikisinin baş harflerini yazmıştı. Bu adama zamanında "Nasıl istikrarlı bir odunsa yontamıyorum da ben bunu!" demişti ama belli ki Kerem'in yontulmaya hiç de ihtiyacı yoktu. Sadece kendisinin de dediği gibi her şeyin bir zamanı ve yolu yordamı vardı.

Şebnem süslenmiş çileğe gülen bir yüzle bakıp "Bunu benim için mi yaptın?" deyince Kerem'de başını evet der gibi sallayıp "Umarım çilek ekşi değildir. Bak bakalım tadını beğenecek misin?" dedi. Kerem onun için uğraşıp böyle şeyler yapar da Şebnem onu beğenmez mi hiç? Başkası kötü bile dese o duymaz yediği şeyin dünyadaki en leziz tat olduğunu düşünürdü. Yeter ki içeriğinde ya da isminde limonlu bir şey olmasın.

Şebnem elindeki işi hemen bırakıp önlerindeki tabaktan bir tane çilek seçerek aynı şekilde Kerem'e uzatırken restoranın mutfağında da Fiko'nun "Benim erzağımla birbirinize kur yapmayı kesip hemen görevlerinizin başına dönün!" diyen bağrışı yükselmişti. Birbirlerine romantik bir edayla uzattıkları çileği aynı anda ısırmaya çalışırken Fiko'nun bu araya girişi de haliyle çilekleri ikisinin de boğazına dizdi.

Fiko ise mutfakta bir o yana bir bu yana koşup "Bırakın laklak yapmayı daha çok işimiz var. Peri Kızı gelmeden önce her şey dört "sekizlik" olmalı. Teriyaki sosumu nereye koydunuz? Benim teriyaki sosum nerede!" diyerek telaşla akşam verilecek olan özel yemek daveti için ana yemeğini hazırlıyordu.

"Fiko sakin ol zaten her şey hazır olmak üzere"

"Hayır hazır olmak üzere falan değil! Her an bir aksilik çıkabilir Kerem"

"Çıkmayacak emin ol"

"Olamam! Bu uğursuz sarışın burada olduğu sürece her an her şey olabilir"

Hayda! Fiko'ya göre kızın varlığı bile suç teşkil ediyor demek ki. Şebnem eline aldığı bıçağı tehditkâr bir ifadeyle Fiko'ya doğru tutup "Kerem söyle şu Pamuk Prenses'in yerden bitme firari cücesine bu organizasyonu benim sayemde yaptığını unutmasın! Şirin bu kelaynak kuşunun meymenetsiz suratının hatırına değil ben istediğim için benim hatırıma buraya geliyor" deyince Kerem'de Fiko'da geri durup Şebnem'in ayarsızca salladığı bıçağa bakıp kaldılar. Hayır yani bir şey yapacağından değil de şimdi bu kız sakardır makardır yanlışlıkla doğrar ikisini de neme lazım. Neyse ki fırının sesi yaşanan bu tatsız durumun kısa bir süreliğine sonlanmasına neden olmuştu.

Kerem kızgın gözleriyle Fiko'yu takip eden Şebnem'in yanağına bir öpücük kondurup "Bugün Fiko'dan uzak dursan iyi olur. Çok stresli anlayışlı olmak gerek" derken Şebnem onun ne dediğini anlayamamış gibi bakıp eliyle kendi yanağını tutarak "Niye öptün ki?" diye sordu. Bu da sorulacak soru mu şimdi? İçinden geldi öptü işte. Aşığa neden sorulur mu?

Şebnem bir şey söylemesini beklerken Kerem utangaç bir tavırla gözlerini kaçırıp ensesini ovalayarak "Ben gidip eksik bir şey var mı diye bakayım" dedikten sonra masayı kontrol etmek için mutfaktan çıktı. Şebnem arkasından bakarken gülümsemesine engel olamıyordu. Kerem ile işleri bu kadar ilerleteceklerini rüyasında görse inanmazdı. Ama şimdi...

"Hey sarışın canlan biraz konu mankeni gibi durma mutfağın orta yerinde! Sufle kaplarım nerede benim?"

"Sufle kabı mı? Ne yapacaksınız?"

"Sufle kabıyla ne yapılır kıt akıllı!"

"Bana bağırıp durmayın Fiko Bey! Valla Şirin'i arar Fiko Bey cırcır olmuş kutlama iptal derim görürsünüz gününüzü!"

"Şantajcı çıyan!"

"Bir kere ben sufleyi kaplara koyup fırınladım bile siz hâlâ bana teşekkür edeceğinize çemkirin"

"Ne yaptın ne yaptın!"

"Fırınladım"

"Aklın nerede senin huuu!"

"Vurmayın kafama!"

"Sufle sıcakken yenecekti! Onu tatlıya geçmeye yakın pişirecektik mutfaktan bihaber ortalıklarda dolaşan kör cahil!"

"Demek öyle! Benden günah gitti"

Şebnem gayet sakin gözüküp eline aldığı teriyaki sosunu tam Fiko'nun başından aşağıya geçiriyordu ki sesler yüzünden mutfağa geri dönen Kerem'in elini tutmasıyla bu girişimi yarıda kaldı. O sırada yine Fiko ve Şebnem birbirine bağırmayı sürdürünce Kerem çareyi beline sarılarak kaldırdığı Şebnem'i mutfaktan apar topar çıkarmakta bulmuştu. Yoksa bu ikisi biraz daha yan yana kalırsa mutfakta savaş çıkacağı kesindi.

•●●·٠•●●•٠·˙

Saat epey ilerlemişti. Fiko üzerini değiştirmek için eve giderken Şebnem ile Kerem'de restoranın ortasına kurdukları şık masanın son düzenlemelerini tamamlıyordu. Şimdilik her şey harikaydı. Hoş ortam romantik ışıklandırmalar hatta canlı müzik için Samet'in kurduğu sahne şahaneydi. Fiko bu gecede Şirin'e açılamazsa artık daha özel ne yapabilirlerdi belli değildi.

Gerçi masada da tuhaf bir durum olacaktı. Fiko'nun karşısında resmi kayıtlarda geçen karısı yani Şebnem yanında da ilan-ı aşk etmeye hazırlandığı sevdiği kız oturacaktı. Neyse ki Şirin bu evliliğin nasıl yapıldığını ve nasıl sonlanacağını biliyordu da bu konuda herhangi bir sıkıntı hissedilmiyordu.

Ooops! An itibarıyla da başka bir sıkıntı restorana doğru yaklaşmaktaydı. Şebnem olduğu yerde peçeteleri katlarken ona bitişik bir halde duran Kerem'de katladığı peçetelerden birini alıp Şebnem'in diğer tarafındaki tabağın kenarına koydu. Şebnem'de elini çekmeden çenesini omzuna dayayan Kerem'e yan gözle bakıyordu. Ancak tam bu yakınlaşmanın etkisiyle burun buruna gelmişlerdi ki "Kerem" diye seslenen tanıdık bir ses duyuldu.

Kerem olduğu gibi kalırken Şebnem gözlerini pörtleterek sessizce "İpek böceği!" dedi. Karşı karşıya gelmeseler de belli ki kızın sesini Kerem'in telefonuna gelen sesli mesajdan hâlâ hatırlıyordu. Aynı anda arkalarını dönüp İpek'e bakarken o da restoranın romantik haline bir göz atıp "İçerisi çok güzel olmuş. Yanlış bir zamanda mı geldim?" diye sordu. Bu soruya karşılık Şebnem dayanamayarak "Senin için artık doğru zaman kavramı anlamını yitirdi tatlım" diye cevap verince Kerem'de sussun diye kıza çimdiği bastı.

Şebnem önce ufak çaplı bir çığlık atıp sonra da kıza karşı eksiye düşmesin diye Kerem'e sokularak "İnsanı nasıl da utandırıyor seni yaramaz şey!" dedikten sonra elini sertçe Kerem'in göğsüne çarpıp İpek'e de gülümseyerek "Biliyor musun yıllar onu... Yani aylar onu çok değiştirdi. Bu Kerem artık o bilinen hatta "sevilen" eski Kerem değil. Yerinde yeller esiyor. Bütün kararları aşktan beklentileri falan hepsi değişti. Artık mantı bile yemiyor kiiii mantıyı sevdiğini unutan adam eski gönül işlerini nereden hatırlasın değil mi?" dedi ve hızını hiç kaybetmeden Kerem'e bakıp sessizce "Bana bu İpek böceğinin geleceğini bilmiyordum de Kerem yoksa çimdiğin hasını görür bir hafta o kaslı poponun üzerine oturamazsın!" deyiverdi.

Kerem nereden bilsin haberi yoktu tabii ki. İpek tedirgin bir halde "Kerem biraz konuşabilir miyiz?" dediğinde zoraki bir tebessümle duran Şebnem'de ifadesini hiç bozmadan "Hayır de!" diye fısıldayarak Kerem'e baskı yapıyordu. Böylelikle ikisi arasında sessizce süren bir tartışma start almıştı.

"Şebnem kız o kadar gelmiş ve sadece konuşmak istiyor"

"Geldi de bana mı geldi? Gitsin dağa taşa konuşsun!"

"Bize sadece beş dakika ver. Ne söylemek istiyorsa söylesin ben sonra onu gönderirim"

"Sen de ne meraklıymışsın Kerem git kızın ağzına kurbağalama atla bari!"

"Şebnem lütfen bunu sorun yapma"

Şebnem'in Kerem'i İpek'ten kıskandığı gün gibi ortadaydı. Haklıydı da. Kerem severken terk edilen taraftı ve İpek'e karşı olan son duyguları da içinde sevgi barındırıyordu. Kız da şimdi gelmiş hiçbir şey olmamış Kerem'i hiç terk edip gitmemiş gibi karşılarına dikiliyordu. Hadsiz böcek! Şebnem bu restoranı onun başına yıkardı be!

Bu düşünceler Şebnem'in yüz ifadesine de yansıyınca Kerem risk alıp önce "Tamam diyeceğini biliyordum" dedi sonra da tam Şebnem itiraz edecekken İpek'in gözlerinin önünde hiç düşünmeden yüzünü ellerinin arasına alarak Şebnem'in dudağına bir öpücük kondurdu. Bu merak etme ben sadece seninim demenin bir başka yoluydu herhalde. Şebnem kaykılmış bir halde gözlerini açıp "Nereye istersen git Kerem ben sana güveniyorum" diyerek Kerem'e bakarken onları izleyen İpek ise bu sahneden rahatsız olmuş gibi başını diğer tarafa çevirdi.

Kerem tam İpek'in yanına gidecekken Şebnem onu pantolonunun kemer kısmından yakalayıp kendisine doğru çekerek "Beş dakikayı bir saniye geçsin Papyonlu Penguen görmüş eli bıçaklı sarı çıyana dönüşürüm haberin olsun" dedi. Kerem belli belirsiz tebessüm edip Şebnem'in elini pantolonun arkasından çekerek "O beş dakikalık süre içinde arıza çıkarma yeter" dedikten sonra İpek'e konuşabileceklerini söyleyip sandalyeyi çekerek oturmasına yardım etti. Yahu bu adam sabah kahvesini bile ayağına bekleyen bir adam neyine sandalye çekip kibarlık etmek Allah aşkına! Şebnem'e daha ilk dakikadan afakanlar basmıştı. Elini ayağını bir yerde sabit tutamıyor bir köşeden kuşkucu gözlerle ikisini izliyordu.

"Hayat nasıl gidiyor İpek umduğun gibi oldu mu?"

"Her şey yolunda... İyice yerleştim ve alışma sürecini de atlattım. Yavaş yavaş adımdan da söz ettirmeye başladım gibi"

"Senin adına sevindim. Ne zaman geldin peki?"

"Dün akşam geldim bugün de dönüyorum"

"Buraya neden geldin İpek?"

"Ben çok düşündüm Kerem...."

İpek'in konuşması gelen müzik ve mikrofon başına geçen Şebnem'in "Alo! Merhaba ben Şebnem" demesiyle kesintiye uğramıştı. Şarkı mı söylemeye hazırlanıyordu o! Aynen öyleydi. Ayrıca ses sistemini kontrol etme bahanesiyle İpek'e de gözdağı vermeye kararlıydı.

Kerem eliyle yüzünü kapatırken "Ne diyordun?" diye sorunca İpek'te bir gözü sahnede olarak "Ben çok düşündüm ve sana büyük bir haksızlık yaptığımı fark ettim. Biraz geç oldu biliyorum ama ben senden özür dilerim Kerem... Aldığım teklif başımı o kadar döndürmüştü ki başka bir şey düşünemedim. Seni çok kırdım gerçekten özür dilerim" dedi. Kerem özrünü kabul ettiğini belli eden bir tebessümle "Aslında en doğru kararı vermişsin biliyor musun? Hem kendi adına hem de benim adıma..." dediğine İpek'te Şebnem'i kastettiğini anlayıp sahneye doğru baktı. Tabii tam da o anda Şebnem'in sözlü olarak güle oynaya şarkıya giriş yapması İpek'e de soğuk bir duş etkisi yaratmıştı. Şarkıyı kime ithafen söylediği de o kadar belliydi ki...

Şarkıyı dinlemek için buraya tıklayın

Şarkı bilmez söyleyemezsin

Aşk nedir diye bir sorsam

Sadece üç harftir dersin

İlk değilsin, son değilsin

Sen zaten ona hiç yetmezsin

Benden birazcık uzunsun

Bir o kadar da huysuzsun

Anlamadım ne diyorsun?


Çok hoş kadınsın ama yetmez

Ben karar verdim

Ömür boyu o benim

Güle güle şekerim!

Ben zor bir kadın değilim

Şarkıyı sevdim diye söyledim

Kadınlığın yedi kuralını bilirim

Canımdan çok onu severim

Gülümseyişime bayılır

Bir de şarkı söylersem

Benimle kim yarışır

Kaybettin boş ver

Yüreğin buna da alışır


Çok hoş kadınsın ama yetmez

Ben karar verdim

Ömür boyu o benim

Güle güle şekerim

Şebnem tüm sözleri eksiksiz olarak imalı hareketleriyle de birebir canlandırınca Kerem'de o tatlılığı karşısında daha fazla dayanamayıp oturduğu yerden sahneye doğru şirin ve bir o kadar da sempatik bir gülümseme göndermişti. Deliydi bu kız valla hem de zırdeli!

İpek tüm bunlara şahit oldukça gözlerini ikisinin arasında gezdirip hiç hakkı yokken de rahatsız oluyordu. Mutlu olmaları keyfini kaçırmıştı sanki. Herhalde Kerem'i ardından bitmiş mahvolmuş bir halde bulacağını düşünmüştü. Evet belki bir süre çok üzülmüştü ama çabuk toparlanmıştı. Hem de bu sahnedeki çılgın kız sayesinde.

Kerem söylediği şarkının sözlerini kontrol eden Şebnem'e bakıp kalırken İpek'te onun dikkatini bozarak kinayeli bir şekilde "Kendini kapatmadığına sevindim. Yani beni o kadar çok seviyordun ki açıkçası seni içine kapanmış bir halde bulacağımı sanmıştım" dedi. Sanmıştım değil de öyle görmeyi arzu etmiştim dese daha dürüstçe olacaktı. Şebnem'in devam ettiği şarkının sözleri de tam İpek'e cevap niteliği taşıyordu.

Sen ateşle oynuyorsun

Yanacaksın bilmiyorsun

Vazgeç artık bu sevdadan

Şarkı bitti gidiyorsun!

İpek kendisine gelen mesajı anlamıştı tabii. Şebnem resmen dile getirmek istediği şeyleri şarkı vasıtasıyla ilgili yere ulaştırıyordu. Kerem de restoranda yankılanan bu sözler eşliğinde "Benim için sakın üzülme İpek. İnsan gerçek aşkı bulunca daha önceden yaşadığı şeylerin sadece gelip geçici hisler olduğunu anlıyormuş. Sen bunu benden daha önce fark ettin ki ikimiz adına bir nokta koydun. Ben de hayatıma giren bu tatlı şaşkın ele avuca sığmaz kız sayesinde anladım. Hayatımız bu haliyle şekillendiği için gerçekten çok mutluyum. Sayende her şey aslında olması gerektiği şekle girdi. Umarım sen de mutluluğu yakalar arzu ettiğin hayatı yaşamaya devam edersin" dedi. İpek aldığı bu cevaptan sonra bir süre boşluğa bakıp sonra da ayağa kalkarak "Kırgın olmadığımıza göre artık gönlüm rahat bir şekilde geri dönebilirim. Hoşça kal Kerem" dedikten sonra elini uzattı. Şebnem ne olduğunu meraklı gözlerle izlerken Kerem'de kendisine uzatılan eli tutup "Hoşça kal İpek" dedi.

İpek böceği gidiyordu herhalde. Gitsin gitsin beş dakika da dolmak üzereydi zaten. Kızın restorandan çıkarak kapıyı kapattığını görünce Şebnem'de şarkıdaki gibi "Alo! Aaa aaa kapattı!" deyip son pozunu vererek mikrofonu yerine bıraktı ve sahneden apar topar indi.

Kerem'in yanına giderek "Bana neden hoşça kal demedi ki?" dedikten sonra Kerem'in burnunun ucunu öpüp kendisini de "Kıza sürekli sahneden gönderme yaptığın için olabilir mi acaba?" diyerek kollarına almasıyla yüzünü büzdü ve Kerem'in kollarını tutarak "O kadar belli oldu mu ya?" dedi. Eeee! Kızın gözüne soka soka belli olmasını sağlamıştı.

"Ona bir daha sakın gelme görmek istemiyorum seni de dedin mi?"

"Nasıl diyeyim Şebnem çok ayıp olurdu"

"Gidip ben diyeyim mi?"

"Otur oturduğun yerde!"

"Kerem..."

"Unut artık İpek'i... Bak mumları da yakınca ortam ne kadar güzel oldu"

"Kerem!"

"Unut dedim"

"Yok o değil"

"Ne peki?"

"Kokuyu alıyor musun?"

"Hayır... Eveeeet!"

"Eyvah! Gitti Fiko ustanın bir tarafını yırta yırta hazırladığı antrikot Kerem! Hıııh sufleler de gitti!"

"Şebnem menüyü saymayı bırak aşağıdan duman geliyor yangın söndürücüyü de al gel"

"Ay yangın mı çıktı? Fiko Bey beni bu çıkan dumanda tütsüleyecek!"

Tam o sırada içeriye Fiko girmişti. Duydukları ve gördükleri sebebiyle resmen küçük dilini yutmuş gibiydi. Restoran çok şık olmasına karşılık saniyeler içinde duman altı olmuş her yer de yanık kokuyordu. Şebnem ile Kerem mutfağı kontrol altına alıp yüzleri gözleri is olmuş bir halde yukarıya çıktıklarında Fiko'da gözlerini onlardan ayırmayıp "Etler..." dedi. Kerem kurtaramadık dercesine başını iki yana sallarken Fiko bir kez de "Bu kıt akıllının erkenden fırınladığı sufleler..." deyip bir cevap bekledi. Şebnem sessizce "Sizlere ömür sufleler bir torba kömür" diyerek suflelerin akıbetini belli etti. Normalde bağırıp çağırması gerekirken Fiko bunu yapmıyordu. Üzülmüştü belliydi bu....

"Fiko..."

"Neden böyle oluyor Kerem?"

"Nasıl?"

"Peri Kızı'na ellerimle hazırladığım yemekleri sunmak istedim. Biraz olsun etkileyeyim de hakkımdaki düşüncelerine daha iyileri eklensin dedim. Bütün gece etrafında pervane olup onu mutlu etmek için elimden geleni yapacaktım. Sadece içi ısınsın benim onu sevdiğim gibi o da beni sevsin istedim. Ama bu olmayacak galiba Kerem... Baksana onun için hazırladığım her şey küle döndü. Aynı kalbim gibi..."

Şebnem üzülerek Kerem'e yaslanırken Fiko'nun başını eğip "Korkarım ki bu bir işaret... Peri Kızı beni asla sevmeyecek" demesiyle birlikte bir süredir onu dinleyen Şirin'de içeriye girerek tam da Fiko'nun önüne geçip orada durdu. Şebnem ile Kerem bir anda canlanmış neler olacağını görmek için heyecanla ikisini izlemeye başlamıştı.

Fiko da bakışlarını yerden yavaş yavaş kaldırıp Şirin'i karşısında bulunca çok şaşırmıştı. Şirin en güzel haliyle elini Fiko'nun yanağına koyup "Duydum ki burada küle dönen altın gibi bir kalp varmış" dedikten sonra gülümseyerek "Belki de o kalbin küllerinden yeniden doğmasına neden olabilirim" deyince restoranda derin bir sessizlik olmuştu. Şebnem bunu ne manaya geldiğini anlayıp sevinçle Kerem'e sarılırken Şirin'de karşısında sessiz kalıp hiçbir şey söylemeden duran Fiko'ya sarılmıştı. Bunun olmasını hiç kimse beklemiyordu ama çok da güzel olmuştu be!


•●●·٠•●●•٠·˙


6 Haziran 2025 Cuma

Güzel Kaçak / Final Sonrası Özel Bölümler - 1 (Yazan : NK)

 Özel Bölüm 1 : Günsür & Çetiner Konseyi

•●●·٠•●●•٠·˙

"Kocacığım ilk aile krizimizi yaratmaya hazır mısın?"

"Bana kocacığım deyip durma o çatallı dilini bir düğümlerim bir daha gıkını çıkaramazsın!"

"Tapunuzun bende olduğunu hatırlatmak isterim Fiko Bey!"

"Sen o tapuyu al..."

Kerem bu sözün ardından gelecek olanı tahmin etmiş olacak ki gözlerini kocaman açıp büyük bir hızla Fiko'nun ağzını kapatarak "Şebnem sus ve sadece zile bas!" dedi. Evet bir an önce zile bassın yoksa birazdan bütün apartman başlarına toplanacaktı. Şebnem Kerem'in sert tonlamasından korkup "Kızma Kerem sustum" diyerek zile bastıktan sonra elindeki pasta kutusuyla kapı deliğine karşı şirin şirin gülümseyip kapının açılmasını beklemeye başladı. İçeriden de Nurten Hanım'ın heyecanlı bir tavırla "Hasssan! Assslı! Ümiiiit! Toplaşın çocuklar geldi!" diyen sesi duyuluyordu. Ah ahh! Kadıncağız gözde gelin adayını Mukaddes Hanım'a kaptırdığını öğrenince kim bilir ne kadar bozulacaktı. Ne bozulması ayol yüreğine inecekti yüreğine!

Kapı açıldığında Nurten Hanım meraklı gözlerini üçünün arasında gezdirip "Ay geçin geçin! Bizimle ne konuşacaksınız öldüm meraktan" deyince Şebnem elindeki paketi uzatıp "Hayırlı bir iş Nurten teyzeciğim. Buyrun tatlı yiyelim tatlı konuşalım" deyiverdi. Tabii bunu duyunca Fiko hemen burun büküp "Ne hayırlısından bahsediyor Kerem ocağımı söndürmedi mi bu yelloz? Neresi hayırlı bunun!" diyerek bir çıkış yaptı ama neyse ki Kerem'in dirsek atmasıyla toparlanıp zoraki bir şekilde gülümseyerek maraz çıkarmadan içeriye girdi.

Sarılıp kucaklaşıldıktan sonra herkes salondaki koltuklarda yerlerini almıştı. Fiko'nun sürekli kaşınıyor olması da ayrı bir merak konusuydu. Tabii yanında oturan Şebnem'in onun koluna girip şapşal şapşal sırıttığı düşünülecek olunursa bu tepkisi çok da yadırganamazdı. Hasan Bey sessizlik sırasında içi geçmiş bir halde otururken Nurten Hanım'da Fiko ve Şebnem'in oturuş şekline bakıp meraklı gözlerle de "Eee! Ne oluyor hadi anlatın bakalım. Şebnem size bir sürprizimiz var demişti çok merak ettim gözüme uyku girmedi" deyince Fiko ile bakışan Kerem onun kaykılmış bir halde "Az önce hayırlı bir iş dedi önceden de sürpriz demiş... Bu sarı çıyanın hayalleri gerçekleşmiş galiba beni boşamayacak Kerem!" demesiyle aniden söze girip "Şebnem ve Fiko evlendi!" deyiverdi. Yaklaşık 10-15 saniyeyi bulan o ilk şoktan çıkıldıktan sonra salonda bir anda kaos olmuştu. Mukaddes Hanım heyecanla ve de mutlulukla ayağa kalkıp genç çifti alkışlarken yıllardır arkadaş olduğu Nurten Hanım'ın da ters bakışlarının hedefi olmuştu.

Nurten Hanım öyle ya da böyle bir gün Şebnem'in oğluyla evleneceğini umarken gelin adayının çoktan Fiko ile evlendiğini duyunca büyük bir şok yaşamıştı ve olduğu yere gömülüp "Neee!" diye feryat figan ettikten sonra hemen yanında uyuklayan eşini sarsarak "Hasssan! Duydun mu bak Fikret ile Şebnem evlenmiş!" dedi. Yazık adamcağız da ne yapsın. Karısının bu dediğini duyar duymaz gözlerini açıp "Oh oh ne güzel! Allah bir yastıkta kocatsın inşallah" deyiverdi tabii. Bu temenni Nurten Hanım'ı besbeter bir hale sokarken Fiko'nun da can havliyle "Tövbeee!" demesine sebep olmuştu. Şebnem ile kocamak mı? Allah bir yastıkta kocatsın değil yazdıysa bozsun denecek bir şeydi bu. Hasan Bey'in sözüne "Amin amin!" diyen Mukaddes Hanım'da daha Şebnem'i unlu ellerle mantı yaparken gördüğünden bu yana zaten çoktan bu izdivaca gönüllüydü. Ancak keşke bunu Nurten Hanım'ın gözü önünde bu kadar coşkuyla kutlamasaydı.

Mukaddes Hanım Şebnem'e elini öptürüp "Güzel gelinim benim tüh maşallah yavrularıma dağlara taşlara! Elemtere fiş kem gözlere şiş" diyerek sıkı sıkı sarılırken Fiko'nun bu görüntüye ve konuşmalara daha fazla dayanamayıp "Boşuna sarılmayın boşayacağım ben bu ömür törpüsünü! Sonra da benden uzak olsun da ne halt ederse etsin! Artık gidip Kerem ile mi evleniyor kendini dağlara taşlara mı atıyor o kem gözlerine şiş mi sokuyor zerre kadar karışırsam o kafamda çıkamayan saçlar en münasip..." demesi Kerem'in tekrardan onun ağzını sıkıca kapatmasına neden olmuştu. Belli ki bu evlilik olayı Fiko'nun tüm devrelerini yakmıştı. Neyse ki bu ani ve de beklenmedik evlilikle ilgili açıklamalar henüz bitmemişti. Kısa bir sessizliğin ardından Kerem ortam karıştıran bu sözleri açıklamak için durumu özetlemeye başladı.

"Biliyorum bu habere sevindiniz şaşırdınız bu da nasıl oldu diye düşündünüz ama işin aslı biraz karışık"

"Ay neresi karışık oğlum gözlerimin önünde gitti gül gibi kız! Aslı durma öyle süs bitkisi gibi kolonya tut anana!"

"Bu kaktüs tarlası mı gül gibi!"

"Fikoooo!"

"Bana kaktüs tarlası diyen kelaynak kuşunun kafasında bir dönüm arazi olsa içim yanmayacak!"

"Şebneeeem!"

"Ama Kerem..."

"Bakın sakin olmaya çalışıyorum ama siz ikiniz beni zıvanadan çıkarıyorsunuz sonra da Kerem neden bağırıyor oluyor!"

Şebnem korkup dudaklarını ısırarak "Affedersin Kerem" deyince bu tatlı yüz ifadesine ister istemez içi eriyen Kerem'de tebessüm eder gibi olmuştu. Bunu fark eden Şebnem mutlu bir halde onunla bakışıp gülümserken Fiko'da Şebnem'i taklit ederek mıy mıy "Affeeeedersin Kereeeem" deyip kalçasını devirdikten sonra onlara burun bükerek oturmaya devam etti. Tüm bunlar olurken Aslı kaş göz yaptığı kardeşine "Hadi anlat" diye fısıldayınca Kerem'de sükunetin sağlanıp sağlanmadığını kontrol ettikten sonra kaldığı yerden anlatmaya devam etti.

"Aslında bu evlilik tamamen Şebnem'i kurtarmak için yapılmış bir evlilik. Ailesi onu istemediği biriyle zorla evlendirmek istiyordu ve Şebnem'de buna razı gelmediği için evden kaçıp buraya sığınmıştı. Biz de o sırada tanışmıştık zaten. Ailesini ve nişanlısını gördüm. Adam razı gelinebilecek gibi değil çünkü hiç de tekin biri değil. Adamları Şebnem'i aramak için buraya geldiğinde annemler duruma az çok şahit oldu zaten. Sonrasında ne yaptı etti Şebnem'i zor kullanarak kaçırıp ailesinin evine götürdü ama biz bir şekilde onu geri getirmeyi başardık. Tabii bu onu durdurmadı. Şebnem'i geri dönmesi için benimle tehdit etmeye başladı. Söz konusu olan ben olursam Şebnem'in benim iyiliğim için ona karşı gelemeyeceğini biliyordu. Biz de... Daha doğrusu Fiko ve Şebnem'de bir plan yapıp ondan kurtulmanın tek yolunu hayata geçirmişler. Yani nikahlanmışlar. Böylelikle ne Okan ne de ailesi Şebnem'i istemediği bir evliliğe zorlayamayacaktı çünkü Şebnem zaten başkasıyla evli olacaktı"

"Ne demek oluyor bu Fikreeet?"

"Bu aptal bir sarışını kurtarmak için peri kızlarına layık olan oğluşunun başını cayır cayır yaktık demek oluyor anne!"

"Ne biçim konuşuyorsun karın hakkında etlerini bururum senin!"

"Mukaddes anneciğim Fiko Bey bana hep psikolojik şiddet uyguluyor korkuyorum valla"

"Bana bak kıt akıllı! Seni o getirdiğin pastada boğmamı istemiyorsan sakın bir daha anneme anneciğim falan deme! Hatta anne de deme!"

Ortalık Mukaddes Hanım'ın "Ben sana karınla düzgün konuş demedim mi!" deyip Fiko'nun ensesine şaplağı vurmasıyla iyice karışmıştı. Bu tantana içinde de Hasan Bey'in maşallah mışıl mışıl uyuması da görülmeye değerdi. Şebnem Fiko ve Mukaddes Hanım'ın arasında geçen konuşmadan sonra bunun devamlılığı olmasın diye kendisini ortaya atan Kerem bir çırpıda "Kimsenin bir tarafının yandığı falan yok! Bu geçici bir durum. Fiko ile gizlice boşanır boşanmaz aslında gerçekte olması gereken şey olacak ve Şebnem ile evleneceğiz. Bu da bir mecburiyetten dolayı olmayacak. Biz birbirimizi sevdiğimizi anladık ve tamamen aşık olduğumuz için evleneceğiz" deyiverdi. Amaan! Bu sefer de anneler arası bir kaos yaşanmıştı. Durumun iç yüzünü öğrenen Nurten Hanım heyecanla yerinden kalkıp oğluyla Şebnem'i öperken bu sefer de Mukaddes Hanım koltuğuna çöküp ona ters ters bakmaya başladı. Aaa! Şimdi de Mukaddes Hanım'ın en gözde gelin adayı hatta bugüne bugün resmen gelini olan kız gitti görüyor musun?

Ancak kriz henüz başlamamıştı bile. Okan'dan olanları öğrenen Fikret Bey ve Zuhal Hanım kızlarının tanımadıkları biriyle evlenmiş olmasını kabul edememiş hatta hiçbir şekilde inanamamış neler olduğunu anlamak içinde Günsür ailesinin evine doğru geliyorlardı. Anne ve babasının birazdan orada olacağından habersiz olan Şebnem'de o kargaşa içinde Kerem'in yanına geçmiş şirin şirin bakarak "Sen bana gerçekten de aşık mısın Kerem?" diye sorup adamı sıkıştırıyordu. Bunları konuşmak için tam da sırası çünkü!

"Söyledim ya"

"Bir kere daha söylesen ne olur Kerem incilerin mi dökülür?"

"Böyle şeyler zorlayarak söyletilmez. Zamanı geldiğinde çekinmeden dile getiriyorum işte"

"İyi tamam söyleme"

"Ama asma yüzünü"

"Nasıl asmayayım Kerem? Böyle güzel böyle hoş ve kadın ruhundan anlayan sözleri kırk yılda bir söylüyorsun onu da zaten öyle bir kriz anında söylüyorsun ki o an ki kargaşadan ne dediğini de ne yaptığını da tam olarak idrak edemiyorum. Sürekli çelişki halindeyim acaba doğru mu duydum yoksa laf arasında söyleyince duymak istediğim gibi mi duydum diye düşünüp..."

"Sana gerçekten aşığım Şebnem"

"Bak yine aynısını yaptın!"

"Ne yaptım?"

"Tam kendi konuşmama odaklanmışken lafa girip yine pat diye söyledin"

"Hayda!"

Kerem daralıp ayağa kalkınca Şebnem'de peşine takılarak onunla birlikte mutfağa girdi. Kerem su dolduruyor Şebnem'de peşinde kuyruk gibi dolanıp ona kendisine aşık olup olmadığını söyletmeye çalışıyordu. Kerem ise suyunu içip bardağı tezgaha bıraktıktan sonra tam mutfaktan çıkacakken Şebnem'in önüne geçip ters ters bakmasıyla durmak zorunda kaldı. Şebnem sorgu memureliğine geri dönmüş bir edayla etrafında ağır adımlarla yürürken Kerem'de "Tamam geç karşıma söyleyeceğim" dedi. Şebnem tam karşısına geçip gözlerini kapatarak öylece duruyordu. Birkaç saniye içinde yüzündeki sert ifadeyi düzeltip melekleştikten sonra da gözlerini açıp aşık aşık bakarak "Tamam söyle Kerem hazırım" deyince Kerem'de ona garip bir şekilde bakarak tam "Ben sana gerçekten aşık oldum Şebnem" diyordu ki daha lafı bile bitmeden kapı zır zır ötmeye başladı. Şebnem olduğu yerde sıçrayıp "O nasıl kapı çalmak Allah aşkına alacaklılar gibi!" derken Fiko kapıyı açmış Şebnem ve Kerem'de yan yana mutfaktan çıkmıştı. Ooo! Çetiner ahalisi de an itibariyle teşrif etmiş bulunmaktaydı.

Kapıda anne ve babasını gören Şebnem tedirgin bir şekilde Kerem'in kolunu tutup ona iyice sokulurken Zuhal Hanım'da oldukça sinirli bir ses tonuyla "Okan'ın söyledikleri doğru mu?" dedikten sonra gözleriyle Kerem'i işaret ederek "Bizi ezip geçerek evlendin mi bu adamla!" diye sordu. O kadar kızgınlardı ki Şebnem bile daha önce onları bu halde görmemişti. Hele babasının sessizliği onu daha çok tedirgin ediyordu. Şebnem neler olacağını bilmediği için korkuya kapılsa da bir yandan da dilini tutamayıp "Okan'da gıybetçi teyzeler gibi yememiş içmemiş hemen yetiştirmiş! O kazulet bıraksın benimle uğraşmayı da gitsin önce kendi paçasını kurtarsın" deyince Zuhal Hanım "Küstahlık edebilecek konumda değilsin! Evlendiniz mi bu adamla bana onu söyle!" dedi. Ancak Çetinerleri küçük bir sürpriz bekliyordu ki bu sürprizde pek hoş bir sürpriz değildi.

Annesinin sözü biter bitmez Şebnem üzgün bir halde "Hayır Kerem ile evlenmedik" demiş ama tam anne ve babası derin bir nefes almışken Fiko devreye girip "Bu çıyanla... Şey...Yani Şebnem ile evlenen benim efendim" dedikten sonra şok dolu bakışlar eşliğinde "Öpeyim anneciğim" diyerek Zuhal Hanım'ın elini öpüp başına koymuştu. Aah! Kadının düğün öncesi yüzüne yaptırdığı tüm o örümcek ağ operasyonu fiyaskoyla sonuçlanmak üzereydi çünkü Zuhal Hanım'ın yüzünde tik halinde atışlar baş göstermeye başlamıştı. Şebnem'in babası Fikret Bey bir Fiko'ya bir de Şebnem'e bakıp "Bu da ne demek oluyor?" diye sorarken kızının "Fiko Bey doğru söylüyor. Biz evlendik ve çok mutluyuz" demesiyle Zuhal Hanım'ın gözleri kaymış ve bir anda kendisinden geçmişti. Tabii hâl böyle olunca karga tulumba salona götürülüp kolonya yağmuruna tutulması da kaçınılmaz olmuştu. Oooops!

Zuhal Hanım kendisine gelmeye başladığında ise eşi Fikret Bey köpürmüş bir halde "Bu yaptığınız saçmalık kulaktan kulağa yayılmadan önce hemen gidip bu evliliğin feshini talep edeceksiniz" diyor Fiko 'da boş bulunup "Kabul!" demesine rağmen hem Şebnem'den hem de Kerem'den yediği çift taraflı dirsekle bir anda yükselip "Yani kabul değil! Boşamayacağım ben bu çıyanı turşusunu kurup fakir fukaraya dağıtacağım" diyordu. Ayyy! Şebnem şimdi saçını başını yolacaktı ama! Allah rızası için biri şu sustursun Papyonlu Penguen'i!

"Bu evlilik sırf siz istemiyorsunuz diye fesh falan edilmeyecek baba!"

"Şebnem!"

"Üzgünüm demek isterdim ama maalesef ki ben sizin için üzülmeyi bırakalı çok oldu. Bu defa sizin istediğiniz gibi olmayacak çünkü artık ne istediğiniz ne söylediğiniz ne yaptığınız kısacası sizinle ilgili olan hiçbir şey umurumda değil"

"Babanla konuştuğunu unutuyorsun küçük hanım!"

Fikret Bey'in bu çıkışı sonrası Şebnem gözleri dolu bir halde yükselip "Karşımdaki adam bana hiçbir zaman babam olduğunu hissettirmedi ki! Siz ikiniz benim anne ve babam değil sahibimmiş gibi davranmaktan başka ne yaptınız sorabilir miyim? Ben sizin köleniz değil kızınızdım ama siz bana sevginizi vermek yerine emirler vermeyi tercih ettiniz. Bu insanları görüyor musunuz? Nurten teyzeyi Hasan amcayı Aslı'yı Ümit'i Mukaddes teyzeyi ve Kerem'i! Bu güne kadar sizden görmediğim sevgiyi ilgiyi alakayı şu kısacık zamanda onlardan gördüm ben!" diye bağırdı. Herkes duygusallaşmışken Kerem'e yanaşan Fiko bozulmuş bir halde yüzünü ekşitip "Nankörü görüyor musun? Gençliğimin baharında bu kıt akıllıya evet diyerek diri diri mezara girdim ama o beni bu grubun içinde saymadı bile! İçindeki tüm yellozların bir araya gelerek voltranı oluşturduğu duble çıyan görünümlü aptal sarışın ne olacak!" dedi. Fiko sonunda susarken Kerem'de ne diyor bu dercesine hâlâ ona tuhaf tuhaf bakmayı sürdürüyordu. Tabii Şebnem ve ailesi arasındaki diyalog da git gide tırmanmaya devam ediyor birbirlerine geri dönüşü olmayan sözler söylüyorlardı.

"Çoğu gencin kapısından bile geçemediği en prestijli okullarda sırf bir Çetiner olduğun için rahatlıkla okudun. Ne istediysen tek bir lafınla gerçekleşti. Bir dediğin iki edilmedi. Bu zamana kadar tüm şımarıklıklarına kaprislerine saygısızlıklarına göz yumduk ve sen şimdi karşımıza geçmiş bizi bu insanlarla mukayese edip ilgisiz olduğumuzu mu iddia ediyorsun!"

"Evet en iyi okullarda okudum çünkü kendi camianız da Fikret ve Zuhal Çetiner'in kızlarının yüksek bir kademe de boy göstermesi gerekiyordu. Evet ne istediysem bir lafımla gerçekleşti çünkü bunu yapıp ilerde de bana karşı kullanarak beni istediğiniz gibi parmağınızda oynatabileceğinizi sandınız! Evet yeri geldi şımardım yeri geldi kaprislerimle sizleri bunalttım ama ben bunları sadece anne ve babamın dikkatini çekmek için yaptım. Ama siz ne yaptınız? Ne zaman sorun çıkarsam beni elime bir araba anahtarı ya da pahalı bir hediye tutuşturarak susturmaya çalıştınız. Benim istediğim sadece her normal aile gibi acaba kızımızın neyi var neden böyle davranıyor diye düşünüp benimle ilgili biraz olsun kafanızı yormanızdı. Evet son dönemde size karşı saygısızlıklar da yaptım çünkü siz benim belki de sizden bile daha çok değer verdiğim insanlara dil uzattınız! Beni sevgiye boğan arkamda duran derdimi umursayan ve her ne olursa olsun yanımda olan insanlara demediğiniz kalmadı. Beni mutlu olduğum yerden koparıp ruh hastası olduğundan şüphe duyduğum bir adamın koluna takarak onunla evlenmeye zorladınız. Bunu güzel bir geleceğim olsun diye yaptığınızı sakın söylemeyin çünkü siz beni sırf şirketinizdeki borçlarınızdan kurtulabilmek için değiş tokuş aracı yapmaya kalktınız baba! Şimdi sakın kendi hayatımla alakalı verdiğim kararlar konusunda bana ahkam kesmeye kalkmayın!"

Görünen o ki hiç kimse Şebnem'den böyle bir konuşma yapmasını beklemiyordu. Aslında Şebnem'de beklemiyordu ama belli ki çok dolmuştu. Şimdi ise garip bir şekilde rahatlamış hissediyordu. Söylediklerinden hiçbir şekilde pişman değil hatta eksik bile söylediğini düşünüyordu. Şebnem'in gözleri dolu olsa da yine de babasının karşısındaki dimdik duruşu Kerem'i etkilemişti. Bu kız onu çok şaşırtıyordu. Tamam belki deli dolu ve biraz da çatlakcana bir kızdı ama içinde onu tanıdıkça sevecek daha birçok özellik barındırıyordu.

Ancak bu konuşma birazdan bütün iplerin kopmasına yol açacaktı çünkü Fikret Bey bu konuyu uzatmaya pek gönüllü değildi. Zuhal Hanım kızına delici bakışlarını savurup "Özür dileyeceğine hâlâ terbiyesizlik yapmaya devam ediyorsun!" derken Fikret Bey eşini susturup kızına sert bir şekilde bakarak "Birkaç saniye sonra annenle birlikte şu kapıdan çıkıp gideceğiz. Eğer bunun öncesinde yaptığın tüm saçmalıklar için özür dileyip bu evliliği de fesh edeceğine dair bize bir söz vermezsen... Hatta daha açık konuşayım başını öne eğip şu kapıdan bizimle birlikte çıkmazsan bundan sonra Çetiner soyadını unut Şebnem!" dedi. Baba kız göz göze kalmıştı. Kerem ve diğerleri kızlarına böyle bir şey söyleyebildikleri için şaşkınlık içinde kalırken Şebnem'de kafasından küçüklüğünden bu yana tüm yaşadıklarını geçirmeye başlamıştı. Dürüst olmak gerekirse Çetiner olmanın eksileri artılarından fazla gibi görünüyordu. Kerem sessiz kalsa da Şebnem'in içine düştüğü duruma çok üzülmüştü ve vereceği cevabı da pür dikkat bekliyordu. Keşke daha anlayışlı olabilselerdi de işler bu noktaya gelmeseydi.

Sessizliğin sona erme vakti gelmişti. Şebnem derin bir nefes alıp tüm Günsür ailesi adına bir eliyle Kerem'in elini diğer eliyle de kendisine pörtlek pörtlek bakan Fiko'nun elini tutarak "Ben zaten uzun süredir bir Çetiner değilim. Bundan sonra da olmasam bana bir şey kaybettirmez" dedikten sonra güçlükle yutkunup babasına cevabını "Ama bu insanlardan uzak kalmak bana çok şey kaybettirir çünkü görüyorum ki benim gerçek ailem onlarmış" diyerek verdi. Zuhal Hanım son derece sinirliyken Fikret Bey eşinin ağzını bile açmasına fırsat vermeden kolunu tutup "O beğenmediğin burun büktüğün Çetiner soyadını geri almak için çırpınacaksın ama o zaman çok geç olacak!" dedikten sonra kapıyı çarparak oradan ayrıldı.

Zuhal Hanım ve Fikret Bey'in gidişinin ardından Şebnem olduğu yerde kalmıştı. Ne bir şey söylüyor ne de bir tepki veriyordu. Ama ne olursa olsun doğru karar verdiğini de tüm kalbiyle hissediyordu. Şebnem boş gözlerle tek bir noktaya bakarken Kerem onu kendisine çekerek sıkıca sarılmış ve "Üzülme... Her şey çok güzel olacak. Ben her zaman senin yanında olacağım. Söz veriyorum seni hiç bırakmayacağım" diyerek saçlarını öpmüştü. Şebnem omzunda ağlamaya başladığında bu defa tüm Günsür ailesi Ümit ve Mukaddes Hanım'da aynı anda yanlarına gelerek "Hepimiz yanında olacağız çünkü biz kocaman bir aileyiz" diyerek onlara sarılmıştı. Her şey çok güzeldi ama Şebnem'in gözü nedense tek bir kişiyi arıyordu. Fiko'yu...

Fiko o kalabalığın içinde kendilerine "Acaba ben de onlara katılsam mı yoksa bu kıt akıllıya böyle bir koz vermesem mi?" der gibi bakıyordu. Şebnem aslında yanlarına gelmeyi istediğini bildiği için kolunu uzattıktan sonra Fiko'yu fularından tutarak zorla kendilerine doğru çekip sarılmalarını sağladı. Çaktırmasa da bunu yapmayı Fiko'da istemişti ama işte serdeki yiğitlikte Şebnem'e karşı gardını düşürmüş gibi görünmek istemiyordu. Sonuçta bugünün yarını da vardı.

Fiko'nun da ister istemez olaya dahil oluşuyla Şebnem ile arasında yine tatlı bir atışma başlamıştı. Şebnem muzur muzur bakıp "Siz de çaktırmıyorsunuz ama her olayda bizim yanımızda yer alıyorsunuz Fiko Bey" derken Fiko'da başını ters yöne çevirip "Boşuna havalara girme sarı kız çünkü ben senin sağında solunda yanında manında olmam! Senden bir boşanayım sırf yüzünü bir daha görmeyeyim diye Peri Kızı'nı da alıp Papua Yeni Gine'ye yerleşeceğim" dedi. Ne yapacakmış?

Şebnem ve Kerem onun bu haline gülerken Mukaddes Hanım'ın tokatı da Fiko'nun ensesinde patlamıştı. Kadıncağız bu söylediğini ciddiye alıp "Beni bırakıp nereye gidiyorsun sen Fikreeet! Bırak gineli populu yerleri iki sokak öteye yerleşirsen öp de başına koy! Hem kimmiş bakayım o perili kız?" diye bağırarak Fiko'yu yakasından çekelerken o sıradaki itiş kakış sırasında Şebnem'de yanlışlıkla Kerem'in ayağına basmıştı. Tabii klasik bozulmamış Kerem can acısıyla "Şebneeeem!" diye bağırırken Şebnem'de korkuyla dudağını ısırıp "Hıııh! Affedersin Kerem!" demişti. Tek farklılık artık bu bağrışların ardından birbirlerine sert bir şekilde değil gülen bir yüz ve iki çift aşık gözle bakıyor olmalarıydı. Herkes yavaş yavaş kenara çekilip gençleri yalnız bırakırken Kerem'de ellerini tuttuğu Şebnem'e çok hoş bir bakışla bakarak "Seni seviyorum Şebnem" dedi. Evet bu sefer zamanı tutturmuşa benziyordu.

"Ne kadar seviyorsun Kerem?"

"Çok seviyorum"

"Ne kadar çok?"

"En çok"

"Elini açarak göster"

"Şebneeeem!"

"Hııh! Affedersin Kerem tamam anladım çok seviyorsun"

"Neden böylesin sen?"

"Nasıl?"

"Çok tatlı"

"Ne kadar tatlı?"

"Şebneeem!

"Tamam Kerem çok ama çok tatlı demek istiyorsun anlıyorum"

•●●·٠•●●•٠·

Öne Çıkan Yayın

Geçmiş Yaşam Aşkları / Ruhun Çağrısı /Alıntılar

Alıntıların Devamı : Geçmiş Yaşam Aşkları / Ruhun Çağrısı /Alıntılar 1.kitabın 10.bölümünde Isabelle'in gömdüğü sandık ;)